Pazartesi, Eylül 14, 2020

Histerik ve Obsesyonel Nevrozlarda Dürtüsellik ve Saldırganlık

-

Nevroz kuramına göre cinsel olgunluğun henüz tamamlanmadığı, pregenital dönem içinde meydana gelen erken uyarılmaların bastırılması sonucunda nevrotik bir durum ortaya çıkar. Her zaman böyle olmasa da baştan çıkarılma hâli, kendi konumundan uzaklaşarak bunun yerine düşlemsel zeminde yeni cinsel tasarımlar ortaya koyduğu varsayılmaktadır. Nevroz kuramına göre nevrozu provoke eden cinsel bir olayın varlığı analitik düşüncenin temel tutumudur. Bu yazının amacı; gerçeklik ilkesinden uzaklaşmamış nevrozun, ruhsal gerçeklik ile dış gerçekliğin birleştiği noktada egonun işleyişinde başvurduğu savunma düzeneklerine bağlı olarak açığa çıkan semptomları; histerik ile obsesyonel örgütlenmelerin işleyişleri ve bunların altındaki dürtülerin rolünü açıklamaktır.

Nevroz: Cinsel Amaçların Örgütlenmesi

Dürtü kavramını Freud (1905) itki anlamından kısmen uzak tutmaya çaba göstererek ve içgüdüden ayrı tutarak trieb (trieben= itmek) terimini öne sürmüştür. Dürtü ile içgüdüyü ayrıştırarak beden üzerindeki hareketleri ile biyolojik sonuçlarından ziyade dürtüyü bir hareketin yayılımı olarak belirtmektedir. Yani, dürtü hep vardır ve adolesanlıkla beraber açığa çıkan içgüdü ile niteliği daha görünür hâle gelir. Bu nedenle Freud (1915) “Tüm dürtüler bir etkinlik parçasıdır.” şeklinde bir ifadeyle mekanik anlamın ötesindeki ruhsal işleyişe işaret etmiştir. Diğer bir deyişle dürtüden semptoma geçiş, nevrozun doğuşu demektir. Böyle bir hareketten bahsediliyorsa o hâlde dürtünün kaynağından, amacından, nesnesinden ve sonucundan bahsetmek bir zorunluluktur. Ancak bu aşamada dürtünün engellenmesi ya da bastırılması söz konusu olduğunda dürtüsellik ve saldırganlık gibi davranış bozuklukları söz konusu olabilir.

Kabaca ifade edilecek olursa işlevi boyunca boşalım arayan dürtü, temsil edilebilir bir ifadeye ya da davranışa kanalize olamadığından başarısızlığa uğramış olur. Böylece dürtüde sapma meydana gelebilir ve dürtüsellik ile saldırganlık ya da sapkınlıklar görülebilir. Özellikle bu aşama için Freud (1910) İlk İkili Dürtü Kuramı’nda bahsettiği cinsel dürtülerin ve Narsizm Üzerine (1914) adlı makalesinde belirttiği benlik dürtüleri sayesinde doyuma bağlanabildiğini ve daha sonra bunların bağımsızlaştığını aktarmıştır. Çünkü dürtüler her zaman normal ilerleme göstermeyebilir, bazen engellenip bastırılabilir ve böylelikle nevroz hâline gelebilir. Fakat bu nevrotik konum klinik görünümlerde her zaman doyuma ulaşmamış bir dürtü ya da başarısız olmuş bir dürtü olarak değil, bunun yerine dürtüsel davranışlar şeklinde görünür.

Haz ilkesinin çatısı altındaki bu nevrozlar, çoğunlukla bir zamanlar vazgeçilmiş bir yapının temsilleridir. Ancak bu nitelik engellenmiş çekirdeğiyle değişimi ve ilerlemeyi bir şekilde bilinçdışında devam ettirmektedir. Bu konumundan çıkmak için dışsal etkenlerin varlığıyla biçimini farklı şekillerde örgütlemeye başlar; kişilik bozuklukları olarak tanımlanan histerik (histrionik) ve obsesyonel yapılanmalara dönüşebilir. Bu noktada şu soruyu sormamız kaçınılmaz olur: Nevroz kuramına göre histerik ve obsesyonel tanıda ayırıcı özellik nedir?

Histerik ve Obsesyonelde Dürtüden Semptoma Geçiş

Belki de ileri sürülebilecek temel fark, histerik kişiliğin arzuyu doyurma arayışında sosyofilik ve canlı bir izlenim bırakırken obsesyonel olanın arzusuna yönelik katı bir tutum sergilemesinden ötürü doyumdan vazgeçmiş gibi görünüyor olmasıdır. Her iki semptomun işleyişi nevroz kuramı tarafından netleştirilse bile arzuya karşı aldığı tutumlar farklıdır. Özellikle arzuya yönelik alınan bu tutumların beraberinde getirdiği dürtüsellik ve saldırganlık davranışlarına bağlı çeşitli benzerlikler ve farklılıklar meydana gelir.

Histerik semptomlar çözülmemiş, anısı olan semptomlardır ve ötekinin arzusundan dolayı histerik yapılanma narsisizmle ilişkili görünebilir. Narsisizmle ilgili görünebilir çünkü ruhsal açıdan ötekindeki kapladığı alanı oldukça önemseyen histerik, bu yatırımın kendisine iyi geldiğini hissettiğinden narsist-ekoist görünümlü ilişki biçimleri içinde kolayca barınabilir. Bilincin geri kalanında çağrışımdan kopmuş olduklarından Freud ve Breuer (1895) histerikler için rüya benzeri “hipnoid” bir durum içinde gibi görünebildiklerinden bahsetmişlerdir. Bu hipnoid konumda bile dürtü üstbenlik ile mücadelesini geçici olarak öteleyerek konversiyona dönüşebilir. Bu nedenle histerik yapılarda bedensel dışavurumlar, duyumlar ve beden işleyişleri oldukça önemsenmelidir. Konversiyon bedene döndürmek, “Söze gelmeyen bedene gelir.” demektir. Histerik örgütlenme, bu bedensel işleyiş yoluyla bastırılan arzuyu beden üzerinden görünür kılar ancak öte yandan beden genitalleştiğinden bedensel işlevler sınırlanmış olur. Bu sınırlanmışlığı da aşmak isteyen histerik yapılanmalar içinde kadınsı ve erkeksi ile çocuksu ve yetişkin düşlemleri barındıran eş zamanlı çifte göndermeler yapabilir. Bedenlerini düşsel zeminde cinsiyet açısından ikiye bölemezler, çift cinselliğin düşlemsel konumunun kazandırdıklarından vazgeçemedikleri için arzularından vazgeçerler.

Histeride bir yandan bastırılmış dürtüler varken diğer yandan bilince gelmiş arzu arayışını da bastırmak gerekliliği doğar. Bu noktada histerik düşünceden vazgeçerse eyleminden de vazgeçeceğinden libidinal enerji ortada kalır, bu koşulda dürtüsellik süreklilik kazanır ve yüceltme kullanamaz hâle gelir. Ulaşılamayacak konumda bulunmak, dikkat çekmeye yönelik davranışlar sergilemek, baştan çıkarıcı eğilimler göstermek böylelikle her iki ebeveyne duyulan ödipal aşkın bir temsili olduğu gibi özdeşim aşkına geçişteki bocalamanın da bir yansıması olduğu ileri sürülebilir.

Wilhelm Reich (1933) obsesyonelleri “yaşayan makineler” olarak tanımlamıştır. Obsesyonellerin göze çarpan ilk özelliği Salzman’a göre (1980) semptomatik davranışların ritüellere dönüşmesidir. Obsesyonel semptomlar McWilliams’ın (2011) belirttiği üzere hijyene ilişkin akılcılaştırılmış anal dönem ile ilgili yineleyen suçluluk duygusundan kurtulma çabasıdır. Obsesyoneller kendilerini suçluluk duygusundan kurtarmak istediğinde yineleyen düşüncelerine çeşitli kompulsiyonlar da eşlik edebilir. Bu nedenle obsesyonellerin yaşama aktif olarak katıldıkları düşünülür. Obsesyonellerde davranışlar çoğunlukla kutsal sayılır, belirli bir seremoni içinde gerçekleştirilir, kanunlaşmıştır ve herhangi bir yanlışlığa ya da aksamaya yer yoktur.

Dolayısıyla obsesyonel örgütlenmelerde ego keskin ve dikkat çok yüksek olduğundan davranışlar sürekli artar, katılaşır ve kemikleşir. Böylece, obsesyonellerde dürtünün gayesi artık doyum sağlamak değil daha çok suçluluk duygusundan kurtulmak çabasına dönüşmektedir. Düşünce ve davranış dürtünün doyumundan uzaklaştığından bu noktada sınır kaybolmaya başlar ve yıkıcı dürtülerin de yoğun bir şekilde harekete geçmesiyle dürtüselliğe neden olurlar. Fakat toplumsal zeminde ve yaşam kalitesi açısından birçok aksaklığa sebebiyet verebileceğinden açığa çıkan bu saldırganlık düzenlenip yapılandırılmalı ve onarılmalıdır.

Son olarak, nevroz kuramına göre histerik örgütlenmeler, yapılanmaları ve görünümleri açısından sıklıkla dürtüsellik gösterirken obsesyoneller suçluluk duygusundan kurtulmak adına yineleyen yıkıcı davranışlar ortaya koymaktadır. Dolayısıyla nevroz kuramı; semptomun farklı biçimlerini görünür kılmaktadır. Histerik organizasyonda dürtüsellik şeklinde daha hedefsiz ve dağınık bir doyum arayışı gelişmişken obsesyonelde arzuyu doyurmaya yönelik sergilenen davranışlar katı ve saldırganlık içinde şekil alabilir. Dahası nevroz kuramı, semptomun görünümü üzerinden kişilik yapılanması ile ilgili ipuçları vererek esasen dürtünün bu çerçevede neye ve nasıl işaret ettiğini de gösterdiğinden klinik çerçeve için önemli malzemelerdir. Haz ilkesinden uzaklaşmış bu dürtüsellik ile yineleme kompulsiyonuna tüm nevrotik semptomatolojinin hem evrensel hem de kaçınılmaz kaynağı olarak bakan Kubie’e (1939) göre “Hiçbir nevrotik talep nevrotik davranış ile yeterince doyuma ulaşamaz.” Dürtüler doyum arayışını yeniden biçimlendirerek dürtüsellik ve saldırganlık şeklinde kendini sürekli olarak ortaya koyar. Özetle geçmişin içinden şimdinin içine özenle seçilen, geçmiş özünde gerçek arzuya ikame eden sonsuz bir doyum arayışıdır.

Kaynakça

Freud, S. (1953). Three essays on sexuality. İçinde J. Strachey (Ed. ve Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud. Hogarth Press. 7, 125-244. (Orijinal eserin yayın tarihi 1905).

Freud, S. (1957). The psycho-analytic view of psychogenic disturbance of vision. İçinde J. Strachey (Ed. ve Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud. Hogarth Press, 11, 209-218. (Orijinal eserin yayın tarihi 1910).

Freud, S. (1957). On narcissism: An introduction. İçinde J. Strachey (Ed. ve Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud. Hogarth Press, 14, 73-103.  (Orijinal eserin yayın tarihi 1914).

Freud, S. (1957). Instincts and their vicissitudes. İçinde J. Strachey (Ed. ve Çev.), The standard edition of the complete psychological works of Sigmund Freud. Hogarth Press, 14, 117-141. (Orijinal eserin yayın tarihi 1915).

Freud, S. ve Breuer J. (2013). Histeri üzerine çalışmalar. (E. Kapkın, Çev.).Payel Yayınları. (Orijinal eserin yayın tarihi 1895).

Kubie, L. S. (1939). A critical analysis of the concept of a repetition compulsion. International Journal of Psycho-Analysis, 20, 390-402.

McWilliams, N. (2011). Psychoanalytic diagnosis: Understanding personality structure in the clinical process. Guilford Press.

Reich, W. (1933). Character analysis. Straus and Giroux.

Salzman, L. (1980). Treatment of the obsessive personality. Jason Aronson.

Önceki İçerikAşk
Sonraki İçerikLacan Soruyor: “Yorumun Yeri Nedir?”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Orestes ve Oidipus

Andre Green International Review of Psycho-Analysis 2:355-364 (1975)

“Masumiyetin Son Günleri” Romanı Üzerine Psikanalitik Bir Bakış: Var Olmanın Yolu Yıkım Mı?

Yalnızlık alıp karşına kendini,öteki kendilerinle konuşmaktır.Bakışmaktır, öteki kendilerinle;dövüşmektir.Kimi zaman da, öldürmektirİçlerinden sana en çok benzeyeni,benzemiyor diye.Yalnızlık...

Yetki, Beden, İrade, Sistem, Arzu, Arıza ve Koronavirüs

Marx ve Engels'in Komünist Parti Manifestosu'nda (1848) dile getirdiği enternasyonal komünist ideal, şu sözlerle özetlenir: “Dünyanın işçileri...

Lacan Soruyor: “Yorumun Yeri Nedir?”

Lacan, Ecrits içinde bulunan Tedavinin Yönü ve Gücünün İlkeleri adlı makalesinin 2. bölümünde bu soruyu sorar. Bu...

Histerik ve Obsesyonel Nevrozlarda Dürtüsellik ve Saldırganlık

Nevroz kuramına göre cinsel olgunluğun henüz tamamlanmadığı, pregenital dönem içinde meydana gelen erken uyarılmaların bastırılması sonucunda nevrotik...

Aşk

Biz insanlar, varlığımızı sürdürmek için bir diğerine ihtiyaç duyarız. Ötekiyle kurduğumuz ilişkilerde doğar, büyür ve gelişiriz. Birbirimizle...

Otizme Bela Grunberger’in Narsisizm Görüşleri Çerçevesinde Bir Bakış

Otizm, başlangıç olarak Leo Karner tarafından 1943 yılında “Erken Çocukluk Otizmi” olarak tanımlanmıştır. Mahler’e göre doğum gerçekleştiğinde...

“Ne Seninle Ne Sensiz” Romantik İlişkilerde Bağımlılık

Bağımlılık denildiğinde akıllara yalnızca “maddelere olan bağımlılık” gelmektedir; fakat bağımlılık kavramı yalnızca “madde” ile sınırlı değildir.  İnsan,...