Pazartesi, Eylül 14, 2020

Lacan Soruyor: “Yorumun Yeri Nedir?”

-

Lacan, Ecrits içinde bulunan Tedavinin Yönü ve Gücünün İlkeleri adlı makalesinin 2. bölümünde bu soruyu sorar. Bu soru, Lacan’ın kendi öğretisinde sürekli olarak tartıştığı “yorumlama” ile ilgilidir. Yorumlamanın çağdaşlarının pratiğinde ayrıcalıklı yerini kaybettiğini ve psikanalistlerin, “yorumlamanın” kullanılmasındaki isteksizliğine karşı olan şaşkınlığını belirtir (Lacan, 1966).

Yazısının devamında çağdaşı Devereux’un yorum hakkındaki ifadelerini ele alarak başlar. Devereux’a göre yorumlamanın ele alması gerekenin, genital evre ile uyumlu, ego- sintonikle örtülü olan dürtünün olduğunu vurgular. Yorumlamayı sadece zaman kazandıran bir araç/vasıta olarak ele almaktadır (Devereux, 1951). Bu yorumlama, anlayışla/anlamayla ilgilidir. Analitik sürecin bu kavramsallaştırılması, yorum olarak ulaşılması gereken nihai, doğru  bir  anlam  olduğu  fikrine  dayanıyor  gibi  görünmektedir.  Uygulayıcıların  yorumu bilmediği değil, artık ona karşı çok çekingen olarak yaklaştığı belirtilmektedir. Bu konumun nedeni artık 1920 yılından önce olan analizan profili ile ilgili bir durumdu (SII, 1955). İnsanlar psikanalizin teorisini ve pratiğini okumaya başlamıştı. Bu yüzden analistin “sürpriz yorumu” karşısında şaşırmıyordu. Analizanın normatif dünyasını altüst eden, ona yabancı olan bilinçdışı arzu ile teorik çerçevede karşılaşıyor, onunla özdeşleşiyor, entelektüelleştirebiliyordu. Bu, uygulama esnasında yoruma karşı direnci daha da kuvvetlendirdi. Artık o dönemin analistlerinin kuvvetli/ayrıntılı yorumlarına rağmen, semptomlar hiç değişmeden devam ediyordu. Semptomun bu direnci için, dönemin bazı analistlerinin çözümü, analizanlara karşı teorik bilginin ambargosuydu. Böylece bilgi konusunda analizanların önüne geçerek yorumun 1920 öncesi etkisine tekrar kavuşması hedeflenmişti. (Evans, 2019). Lacan’ın önerisi ise bambaşkaydı. Yorumun tekrar eski statüsüne kavuşturmak için gösteren kavramına dikkatleri çekti. Lacan için, yorumun anlamı ile ilgili karışıklıktan kurtulmanın tek yolu, gösteren kavramıdır. Yorum, analizanın beklediği ve bildiği şekilde değil, tam tersi imgeseli bozmak için gelir. Kurgulanmış hikâye içinde “Bunu anlatarak aslında ebeveyne öfkenizi ifade ediyorsunuz.” tarzı klasik yorumlar, analizanın hikâyesini bozmak yerine, hikâyeyi tam tersi daha da kuvvetlendiyordu. Analizan “güvenli bir alanda” çağrışımları bir noktada tıkıyor, rahat bir biçimde kendini ifade ediyordu. Lacan, tam da bu noktada yorumun anlamdan ziyade, hikâye içindeki anlamsızlıkları vurması gerektiğini ifade eder. Anlatılan imgesel düzlemdeki hikâyenin içine bir yabancı cisim gibi atılan yorum, alışmış olan tüm hikâyeyi bozmalıydı. Lacan 11. seminerde şöyle ifade eder: “Size söylediğim gibi, bunun gözden kaçan hiç dolaylı olmayan bir sonucu var — söylediğimde aşikâr olduğunu göreceksiniz, aşikâr ama görmüyoruz. Yabancılaşmanın sonucu şudur: Yorum sadece önümüzdeki ruhsallığın tuttuğu yolun anlamlarını bize vermekle kalmaz. Bu daha başlangıçtır. Yorum öznenin tutumunun tamamını belirleyen ögeleri bulup çıkartabilmemiz için anlamdan ziyade gösterenlerin anlamsızlıklarını azaltmayı hedefler.”(SXI,1964).

Lacan için, gösteren ile gösterilen arasında ortak bir alan yoktur. Dahası, yorumlamanın nerede çalıştığını ortaya çıkarabilen yalnızca gösterenin işlevidir. Lacan, gösterenin  bu  işlevini,  “Öznenin  kendisini  (öznenin)  kendisine  boyun  eğeceği  ölçüde gösterene tabi kıldığı yeri kavrar” olarak tanımlar (Lacan, 1966). Özneyi oluşturan gösteren olduğu göz önüne alındığında, Lacan için öznenin bu dönüşümü, gösteren aracılığıyla çalışır. Şöyle der Lacan: “Yorum herhangi bir anlam değildir. Formülde s‘nin yerine gelir ve ilişkiyi tersine çevirerek dilde gösterenin gösterilen etkisine bürünmesine neden olur. İndirgenemez bir gösterenin ortaya çıkışına yol açar. Her anlama açık olmayan s seviyesinde yorumlamak gerekir, s herhangi bir şey olamaz, sadece yaklaşık bir anlam ifadesidir; yorumu bu s seviyesinde yapmak gerekir. Öznenin bilinçdışı söz konusu olduğunda, zengin ve karmaşık olup indirgenemez, non-sensical, yani anlamsızlıktan örülme çeşitli gösteren ögeleri ortaya çıkartan işte budur.”(SXI,1964).

Yorum belirli bir anlama ya da sisteme oturtulmak için yapılmaz. Belirsiz kalır, analizanı çağrışıma ve üzerinde düşünmeye iter. Lacan, iyi bir yorumun, analizanın çağrışımlarında kendini göstereceğini söyler (Lacan, 1966). Bu yüzden yorumun referansı analizanın “Evet”i ya da “Hayır”ı olamaz. Yorum, analizanın bugüne kadar semptomuna dair ürettiği cevaplara karşı yeni sorular sordurmaya teşvik eder. Bunun yolunun ise analizanı anlamaktan değil, dinlemekten geçtiğini savunur (SII, 1955). Tekrar eden seslerin ve sesleri düzenleyen gösterenlerin tekrarına kulak kesilmesi gerektiğine salık verir. Böylece yorum, bir türlü simgesel içinde eritilemeyen artığı vurmalıdır. Fink, Lacancı Psikanalize Bir Giriş kitabında şöyle bir örnek verir: “Analistin, analizanın neyin etrafında tekrar tekrar dönmekte olduğuna dair makul bir algısı varsa onu konuşturma girişiminde bulunacak bir yorum önerebilir: Bu konuda, annesine yıllar boyu babasının öfkesinin kurbanı olarak acıdıktan sonra, ona giderek artan şekilde öfkelenen bir kadın analizanıma yaptığım yorum örneğine, ‘Anneniz sizi babanızın aleyhine döndürdü’ bakılabilir” (Fink, 1997[1] ).

Bu yorumun kendi analizanı için çok anlamlı olduğunu ve onu çağrışıma davet ettiğini vurgular. Hem babasına karşı durmak hem de fiziksel olarak belirli bir yönde durmak anlamına gelmektedir. Seanslar sırasında analizanın hayatındaki olaylar arasında birkaç bağlantı için fırsat sunduğunu belirtir (Fink,1997). Tamamen anlaşılmaz bir yorumu değildir, lakin hikâyenin tekrar eden bir noktasında Truva Atı görevi gören yorum olarak belli belirsiz bir şekilde hikâyenin içine dahil olur. Bu nedenle yorumlama işlevini gösterenin bakış noktasından tekrar ele alırsak şimdi yorumlamanın amacının gerçekte ne olduğunu ifade edebiliriz. Lacan’a göre yorumlama, gösterenlerin senkronizasyonunda bir şey tanıtmalı ve böylece belirli bir “tercüme” (yani, diğer gösterenlerin üretimi) olasılığını üretmeli veya getirmelidir. Bu şekilde, bilinçdışı tekrarlamanın art zamanlılığı açılabilir, bu da analitik hakikate giden tek yolu dikkate alır (Lacan,1966). Konuşmadaki gösterenlerin çeşitli tekrarlarında ortak bir unsur (yani, gösterenlerin senkronizasyonu) bulunabilir. Bu ortak eleman, tekrarlamayı yönlendiren veya içeren unsurdur. Lacan ilerledikçe yorumlamanın ancak Öteki’nin işleviyle mümkün olduğunu vurgular: “Bu, tam olarak, kodun sahibi olan Öteki’nin işlevine izin verilen şeydir, eksik ögenin göründüğü Öteki ile ilişkilidir”(Lacan, 1966). Bu bölümün içinde Lacan, yorumun, İlahi arketiplere de dayanmadığını belirtir. Tıpkı Signatura Rerum‘da (İşaretler Doktrini, aynı zamanda her şeyin işareti olarak da tercüme edilir) olduğu gibi. Gizli anlamların altında evrensel yanıtların olmadığını, analizanın sözlerine dair “kod kırıcı” işlev taşımadığını vurgular. Her analizan için aynı gösterenin farklı anlamları vardır. Yukarıda Bruce Fink’in analizanı için yaptığı yorum, diğer analizanın gösterenler ağına etki etmeyebilir. “Öfke” ile ilgili işaret edilen bambaşkadır.

Yorum ile ilgili bu soruya Lacan’ın daha söyleyeceği çok şey var. Ecrits içinde yer alan bu bölüme daha detaylı bakılırsa analiz içinde yoruma dair stratejilerin mantıksal parametresi hakkında daha fazla bilgi edinilebilir. Hiç şüphesiz Lacan’ın psikanaliz içinde yer alan bu müdahaleye tarihsel vurgusu, çağın söylemine göre stratejilerin yeniden ele alınması gerektiğine yönelik bir mesajdır. 1920 öncesi ve sonrası analitik etkinin sonucu bunu göstermektedir. Günümüzün kapitalist söylemi ve özneleri üzerindeki etkisi dikkate alınarak semptomlara dair yorum stratejisi geliştirilmelidir. Bunu da modern psikiyatri ve psikoloji içinde yer alan, her gün gittikçe sayısı artan “görüngü” semptomlarına göre değil; bu görüngü altında tekrar eden temel yapılara (Nevroz, Psikoz ve Sapkın) ait bulunduğu çağın gösterenlerine göre yapılmalıdır.

Kaynakça

     Devereux, G. (1951). Some criteria for the timing of confrontations and interpretations. International Journal of Psycho-Analysis, 32, 19-24.

     Evans, D. (2019). Lacancı Psikanalize Giriş Sözlüğü. (U. Yener Kara  ve T. Sivrikaya, Çev.). Islık Yayınları.

     Fink, B. (2016). Lacancı Psikanalize Bir Giriş: Klinik ve Kuram. (Ö.Öğütcen, Çev.). Encore Yayınları.

    Lacan, J. (1988). The Seminar of Jacques Lacan: The Ego in Freud’s Theory and in the Technique of Psychoanalysis 1954-1955/Transl. by Sylvana Tomaselli. Cambridge University Press.

    Lacan, J. (2006). Ecrits. (B. Fink. Çev.). W.W. Norton & Company.

    Lacan., J. (2013). Psikanalizin Dört Temel Kavramı. (N. Erdem, Çev.). Metis Yayınları.


CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Orestes ve Oidipus

Andre Green International Review of Psycho-Analysis 2:355-364 (1975)

“Masumiyetin Son Günleri” Romanı Üzerine Psikanalitik Bir Bakış: Var Olmanın Yolu Yıkım Mı?

Yalnızlık alıp karşına kendini,öteki kendilerinle konuşmaktır.Bakışmaktır, öteki kendilerinle;dövüşmektir.Kimi zaman da, öldürmektirİçlerinden sana en çok benzeyeni,benzemiyor diye.Yalnızlık...

Yetki, Beden, İrade, Sistem, Arzu, Arıza ve Koronavirüs

Marx ve Engels'in Komünist Parti Manifestosu'nda (1848) dile getirdiği enternasyonal komünist ideal, şu sözlerle özetlenir: “Dünyanın işçileri...

Lacan Soruyor: “Yorumun Yeri Nedir?”

Lacan, Ecrits içinde bulunan Tedavinin Yönü ve Gücünün İlkeleri adlı makalesinin 2. bölümünde bu soruyu sorar. Bu...

Histerik ve Obsesyonel Nevrozlarda Dürtüsellik ve Saldırganlık

Nevroz kuramına göre cinsel olgunluğun henüz tamamlanmadığı, pregenital dönem içinde meydana gelen erken uyarılmaların bastırılması sonucunda nevrotik...

Aşk

Biz insanlar, varlığımızı sürdürmek için bir diğerine ihtiyaç duyarız. Ötekiyle kurduğumuz ilişkilerde doğar, büyür ve gelişiriz. Birbirimizle...

Otizme Bela Grunberger’in Narsisizm Görüşleri Çerçevesinde Bir Bakış

Otizm, başlangıç olarak Leo Karner tarafından 1943 yılında “Erken Çocukluk Otizmi” olarak tanımlanmıştır. Mahler’e göre doğum gerçekleştiğinde...

“Ne Seninle Ne Sensiz” Romantik İlişkilerde Bağımlılık

Bağımlılık denildiğinde akıllara yalnızca “maddelere olan bağımlılık” gelmektedir; fakat bağımlılık kavramı yalnızca “madde” ile sınırlı değildir.  İnsan,...