Cuma, Ocak 15, 2021

Teknoloji Çağında Gelecek Korkusu

-

Değişim; geleceğe dönük yenilikleri içinde barındıran, yeni süreci işaret eden bir olgudur. Dünya tarihinde sürekli yaşanmış olan gelişim süreçlerinin hızı değişiklik göstermektedir. Toplumların bugününü ve geleceğini değiştiren olaylar çoğunlukla geçmişte yaşanmış olan sosyo-ekonomi kökenli değişikliklerdir. Kronolojik olarak tarım ve endüstri devrimlerinden sonra dünyanın genelinde köklü değişikliklere sebep olan en büyük üçüncü devrim, teknoloji devrimi olmuştur. Tarım ve ekonomi devrimleri, yapıları gereği daha uzun bir süreci kapsayan olaylardır. Teknoloji devrimi ise yine yapısı gereği daha hızlı biçimde ilerleyen, yayılan bir değişim süreci yaşatmıştır.

Gelecek korkusu, bir kavram olarak ilk defa Alvin Toffler tarafından 1974 yılında yazılan “Şok: Gelecek Korkusu” kitabında kullanılmıştır (Toffler, 1974). Kavram, bireylerin psikolojik olarak hızlı değişimlere hazır olmadığı dönemlerde hız kazanan teknolojik yenilikler sonucunda ortaya çıkan bir şok hâli olarak tanımlanır. Teknolojik devrimin hızı; toplumu, ekonomiyi, siyaseti ve tüm bu bağlamları yaratan özneyi kaygıya sürüklemektedir. Birey, düzensiz şekilde işlemiş olan değişimlerin ve zamanın bir sonucu olarak kaosa sürüklenmiştir ve gelecek korkusunun içine düşmüştür. Gelecek kuramcısı Toffler, teknolojinin büyük bir belirsizlik yarattığını söyleyerek yaşantının kontrolünü elinde tutamayan bireyi kaygı duygu durumuna soktuğunu söyler. Teknolojinin yarattığı gelecek korkusu anlık olarak hissedilen bir korku değil, geleceğimiz için içimizde büyüyen kaygı ve tedirginlik hâlidir. Toffler’a göre gelecek korkusu bir zaman olayıdır ve bu korkunun etkisi çok kötüdür. Her yeni teknoloji beraberinde yeni bir kültür getirir. Yeni kültür, eskisi üzerine acımasızca yüklenir. Kişi, kendi kültürüne yabancılaşır ve kurallarını bilmediği bugünden, belirsiz geleceğe doğru ilerler (Toffler, 1974). Frank Furedi, “Korku Kültürü” adlı kitabında, her yeni teknolojinin yeni bir kural ve kural koyucu atadığını, insanın gündelik dünyasını yöneten aygıtların yeni teknolojiler ile değiştiğini söyler (Furedi, 2014). 

İnsan, Zaman ve Kaygının Kavramsallaşması

Zaman, insan zihni için oldukça karmaşıktır. Zaman; bizi tarihsel varlıklar hâline getirmiş belirli dönemlerde yaşadıklarımızın bugünü, bugünün şartlarının geleceği oluşturduğunu hatırlatmıştır. Evren ve varlık hakkında dönemine göre modern fikirler öne süren 17. yüzyıl felsefesinin önemli rasyonalistlerinden olan Spinoza, zamanı süre olarak ele almış, süre içinde var olmanın belirsizliğini anlatmıştır. Ona göre zaman gerçek değil, zihinsel bir araçtır (Spinoza, 2014). Zamanı mutlak bir gerçek olarak görmek kuşkusuz insan psikolojisini rahatlatırdı. Zamanın belli sınırları, kuralları, kısıtları olduğunu bilmek; bugünü ve geleceği birbirinden keskin biçimde ayırır, belirsizliği ortadan kaldırarak kaygıya ortam tanımazdı. Zamanın tanımını, etkisini tamamen ontolojik bir kavram olarak gören Leibniz’e göre zaman eş zamanlı ilerlemeyen şeylerin ilişkisi üzerine temellenmiştir (Aşık, 2018). Zamanın göreceği ve belirsiz bir kavram olduğunu ileri süren filozofların ardından İngiliz filozof John Ellis McTaggart, zamanın değişimle ilişkisini açıklamıştır. McTaggart’a göre, değişim ancak geçmiş, şimdi ve gelecek ayrımını barındıran bir düzende var olabilir. Zaman ve değişimin ilişkisi ona göre belli bir zaman dilimi içinde var olan bir şeyin sona ererek yerine başka bir şeyin başlamasıdır. Ancak bir içerik yok olursa yerine yeni bir şeyin başlayacağı bir zaman gerçek ve doğrudur (Tüfekçi, 2016). Zamanın değişim ile ilişkisini açıklayan bu düşünce, değişimin belirsizlik içinde gerçekleşince neden kaosa neden olduğunun cevabı niteliğindedir. Olayları zaman dilimleri içerisinde değişiklik gösteren konular olarak ele almak, onların düzenli bir süreçten geçtiğini göstermez. Bir şeyin tamamen bitmeden yerine yeni bir şeyin başlaması – örneğin bir teknolojik yeniliğe adapte olmaya çalışan insan doğasının değişimini, yaşam formunu bu teknolojiye adapte etmeden farklı bir yeniliğe daha maruz kalması, tuhaf bir adaptasyon süreci yaratır ve yıkıcı bir etkisi olur – kaosa sebep olur. Korku, tehlike veya tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı ve üzüntü olarak tanımlanmıştır (TDK, 2019). Korku sözcüğü Danimarkalı filozof ve teolog Søren Abbye Kierkegaard tarafından terim düzeyine yükseltilmiştir ve korkunun idrak edilenden daha yüksek edebî ve felsefi geçmişi olduğu görülmüştür (Anders, 2008). Kavramsallaşan kavram, ilk hâlinden günümüze dek temelinde kişinin kendini güvende hissetmediğinde kapıldığı duygu olma temelini yitirmemiştir. Kierkegaard’a göre korku, çevresinde her şeyin döndüğü bir sahne olarak karşımıza çıkmaktadır (Kierkegaard, 2006). İnsan, korku ve kaygıya sürüklendiğinde karşısına çıkan diğer durum ve olgular da aynı ruh hâliyle karşılanmakta ve aynı şekilde algılanmaktadır. 

Kaygı ve korku üzerine bilimsel çalışmalarıyla önde gelen bir isim olan Sigmund Freud, kaygıdan ilk defa bahsettiği çalışmasında, insan zihninde beklenti yer aldığında aynı zamanda düşüncelerin seçimlerini kontrol eden, her zaman düşünsel bir içeriğe bağlanmaya hazır olarak serbest dolaşan bir anksiyete kuantumunun varlığından söz eder. Freud’un nevroz olarak adlandırdığı süreçteki bekleyiş kişinin içinde başka hiçbir şey barındırmayan, saf bir korku hâlini anlatır (Freud, 1999). Beklenti ve korku, teknoloji ve insan ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda ortaya çıkan her yeni teknolojinin hayatımızın bir yönünün kontrolünü eline aldığı sırada hissettiğimiz belirsizlik uygarlık için bir huzursuzluk ortamı yaratır. Freud, insan yaşamının belli bir amaç etrafında şekillendiğini, insanın tüm hayatı boyunca bu amacı tespit etmek için çabaladığını söyler. Belki de sonsuza dek doğru cevabın alınamayacağı bir sorun olan yaşamın amacı, Freud’a göre mutluluk arayışıdır. İnsan, yaşamında mutlu olmak için uğraşır. Yaşam, haz duygusuyla şekillenmekteyse gereksinimlerimizin anlık olarak tatmin edilmesi, varlığımızın temel amacıdır. Freud’a göre yaşamın temel amacının mutluluk olduğu dünyada, insan topluluğunun bir üyesi olma bu amacın temel koşuludur. İnsan, dış dünyadan korkar ve kendisini savunmak için herkesin mutluluğuna yönelik herkesle çalışmak. Freud, bu düşüncelerini, 1930 yılında, “Bilim önderliğindeki tekniğin yardımıyla doğaya karşı saldırıya geçmek.” olarak açıklamıştır (Freud, 2011). Günümüz toplumlarında teknik, doğaya karşı saldırıya geçmenin ötesinde insan doğasını tahrip eden inanması güç bir hızda değişim yaratmıştır. İnsan, bu durumda yaşam amacı olan mutluluğu yakalamak için hazzını tatmin edebileceği, yeni insan toplumuna dahil olabileceği fırsatı bulamaz.

Kaygıyı ve zamanı açıklayan kuramcı ve filozoflar ışığında, huzursuzluğu yaratanın değişimlerin öznelerin yaşantılarında yarattığı tehlike duygusu olduğu söylenebilir. Teknoloji, insanın zamanla ve yaşamla olan ilişkisini zedeleyecek ölçüde hızlı ve güçlü şekilde ilerlemektedir. Bu ilerleme; insan zihnindeki zaman kavramını yeniden sorgulama, bir içeriğin yok olmadan yeni bir içeriğin de yüklenmesiyle kültürlerin üst üste binmesi süreçlerini başlatır. Teknolojinin hızı; insanın yaşantısı üzerindeki kontrolünü ele geçirir, insanı huzursuzluğa ve belirsizliğe sevk eder. Böyle bir yaşam için yarın, artık belirsiz ve kaygı vericidir. Kişi, yeni bir olguyla aniden tanışma tehlikesiyle karşılaştığında düşüncesinde bir sonuca ulaşma cesaretinde bulunmayabilir ve bu durum karşısında hissedilen tehlikeyle oluşan kaygı ve korku, büyük bir muğlaklık hissi verir (Kierkegaard, 2006). Yaşamın hızı artış gösterdikçe bireyin, dolayısıyla toplumun etrafını saran teknolojik çember gitgide mutsuzluk verici bir hâle gelir.

Kaynakça

Anders, G. (2008). İnsanın Eskimişliği Üzerine. İthaki Yayınları.

Aşık, B. (2018). Kant’ın Eleştiri Öncesi Dönem Uzay ve Zaman Anlayışı Üzerine Bir İnceleme. Felsefe Arkivi(48), 65.

Freud, S. (1999). Anksiyete Nevrozu Adı Altında Belli Bir Belirti Kümesini Nevrasteniden Ayırmanın Nedenleri Üzerine. In S. Freud, Psikopatoloji. Payel Yayınları.

Freud, S. (2011). Uygarlığın Huzursuzluğu. Metis Yayınları.

Furedi, F. (2014). Korku Kültürü. Ayrıntı Yayınları.

Kierkegaard, S. K. (2006). Kaygı Kavramı. İş Bankası Kültür Yayınları.

Spinoza, B. D. (2014). Ethica. Alfa Yayıncılık.

TDK. (2019). Türk Dil Kurumu: http://www.tdk.gov.tr/ adresinden alındı

Toffler, A. (1974). Şok: Gelecek Korkusu. Altın Kitaplar.

Tüfekçi, Ö. K. (2016). Sosyal Bilimlerde Stratejik Araştırmalar. Antalya: Lap Lambert Academic Publishing.

Önceki İçerikOrestes ve Oidipus
Sonraki İçerikKış Uykusu Üzerine

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Nesnenin Gölgesi Bedenin Üzerine Düşer Mi?

Önceki kuşakların yaşamları hakkında bilginin aktarımı, yeni kuşakların ruhsallığının ve kuşaklar arası bağların oluşturulmasının önemli şartıdır. Olaylar...

Analizde Sonu Aynı Olmayan Sessizlik

“Bilmezler yalnız yaşamayanlar,Nasıl korku verir sessizlik insana;İnsan nasıl konuşur kendisiyle;Nasıl...

Gürültüden Müziğe Giden Yolda Sessiz Duraklar

Yaşam seslerle dolu; doğanın sesleri, iş gürültüleri, araçlar, makineler, savaşlar, çığlıklar, şarkılar, isyanlar, ağıtlar… Ses dalgalarının iletilebileceği...

Psikanalitik Bir Kavram: Sonradanlık

Sonradanlık, psikanalitik çalışmalar için oldukça önemli bir kavram: Sonradanlıkla sonradan, yeniden anlamlandırmak, yeniden hikâyelendirmek, yeniden oluşturmak. “Sonradan...

Sahi Sahiliğin Anlamsız İmletimi

Sahi sahilik (true truth) (Fidaner ve Ayanoğlu, 2020), sahiliğin gerçeklik uğrunda feda edilen parçasıdır (Fidaner, 2020, 23...

Mağara Duvarlarından Günümüze Sanat Terapisi

Sanat, duygulanımlarımızın estetik bir şekilde dışavurumudur ve tarih boyunca insanın kendini ifade etme aracı olmuştur. ‘‘En ilkel...

Nergis Çiçeği’m

“Herkesin bir hikâyesi vardır. Ama herkesin bir anlatıcısı yoktur.”           (Sal, 2016)

Kış Uykusu Üzerine

Nuri Bilge Ceylan’ı duymayanınız yoktur, en azından Türk sinemasına az da olsa ilgili iseniz. Daha doğrusu bazılarının...