Pazartesi, Eylül 14, 2020

Varoluşçu Bakıştan İlişkiler

-

İnsan ancak ötekiyle var olan bir canlıdır. Sürekli olarak hem sosyal hem de romantik ilişkiler içerisindedir. Engin Geçtan (2013), ortak yaşam ilişkisinden bahsederken “İlişki bir sanattır ve bu konuda karşı cinsle olan ilişkilerle genel olarak insan ilişkileri birbirinden soyutlanamaz. İnsan ilişkilerinde başarısız bir kişi bunun yarattığı boşluğu karşı cinsle olan ilişkisinde ödünlemeye çalışırsa bu ilişki böyle bir yükü kaldıramayacağı için sonunda çöker ya da yozlaşır.’’ demiştir. Buradan yola çıkarak öteki olmadan ya da ilişkilenmeden var olmamız mümkün değildir, denilebilir. Bu yazıda da varoluşçu felsefeye göre nasıl ilişkilenebileceğimize birkaç farklı bakış açısından faydalanarak değinilecektir.

Buber, ilişki tiplerini “ben-o’’ ve “ben-sen’’ şeklinde ikiye ayırırken karşı tarafı özne mi yoksa nesne konumuna mı koyduğumuza bakarak ayırmıştır. “ben-o’’ tipi ilişkilenme şeklinde, karşımızdakini nesne yerine koyuyor ve kendi gündemimizi ona dikte etmeye, ona karşı haklı çıkmaya çalışıyoruz. Üstelik bu sadece görüş ayrılığı olduğunda olmuyor. Örneğin, karşıdaki üzüldüğü bir olayı anlatarak sohbete başladığı anda, ötekinin kafasında da kendi üzüldüğü anıları tetiklenir ve daha karşıdakini dinleyemeden “Ben de şuna üzülmüştüm.” diyerek sözü alır. “Ben-sen’’ tipinde ise konuşmalar monolog değil, daha çok diyalog şeklindedir. Haklı çıkma ya da ikna etme çabası yoktur. Aynı görüşte olunmasa da ötekinin görüşünü dinleyebilmeyi, aynı görüşte olunmamasını kabullenmeyi içermektedir. Oysa Yalom ilişkileri şöyle ifade eder: “Her birimiz varoluşta yalnızız. Fakat yalnızlık o şekilde paylaşılabilir ki sevgi yalıtım acısını telafi eder.’’ Buber, Yalom (1980)’dan farklı olarak “İnsanoğlunun temel varoluş tarzının ilişkisel olduğu görüşünü savunduğundan dolayı sisteminde varoluşsal yalıtıma bir yer ayıramazdı.’’ der. Erich Fromm (1986)’un Sevme Sanatı adlı kitabında sevgi ve ilişkiyi işleyişi Buber’e çok benzemektedir. “Sevgi; sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir.’’der. İkisi de beklentilerden, yargılardan uzak, ötekinden almaya değil de ötekine vermeye odaklı ve karşılıklı aktif olmaya dayalı bir ilişki anlayışını savunmaktadır.

Varoluşçulukta otantik bir duruşa sahip olmak, yaptığımız seçimler kadar yapmadıklarımıza da sahip çıkmak demektir. Bir ilişkide olmak, aynı zamanda başka bir ilişkide olmamayı ve o ilişkinin sorumluluğunu alma davranışı demektir. Bulunduğumuz ilişkilerin sorumluluğunu almamak, sanki o ilişki dışarıdan bize dayatılan bir durummuş, kontrol bizde değilmiş gibi davranmak otantiklikten uzak bir davranış olacaktır. Otantik bir yaşam sürmek demek, aslında el âlem ne der anlayışından çok uzaktadır. Toplumun istediği bir ben değil de kişinin olmak istediği “ben’’e kişi ne kadar yakınsa o kadar otantik bir hayat sürebilmektedir. Rollo May, Özgürlük ve Kader adlı kitabında aşkı yaşamanın bir risk olduğundan bahsederken şöyle der: ’’Duygularınız varsa incinebilir ve yaralanabilir olmaya da mahkûmsunuz. Ve bazen kötü giden bir aşkın acısı ve ağrısı ve hatta şiddetli ıstırabı, taşıyabileceğimizden daha fazla olabilir. Ama bu riski kabul etmek özgürlüğün bedelidir, özellikle de otantik aşk özgürlüğünün. Bunu bir zombi gibi yaşamakla kim değiştirmek ister?’’ (May, 1981). May, aşkı ve ilişkiyi yaşamayı varoluşçu bir çerçevede çok güzel özetlemiştir aslında. Varoluşçu bir yaşam tarzına sahip olmak tam olarak da belirsizliğe, dünyaya olan fırlatılmışlığa olan bir kabullenmedir. Hayat da ilişkiler de ölüm de belirsizdir. Bu dünyada “sonluluk” diye bir kavram vardır. En önemli belirsizliklerden biri de budur. Belki bir hafta sonra ölüm gibi bir risk olmasına karşın insanlar çalışırlar, yatırım yaparlar ve çocuk sahibi olurlar. İşte bu hayatın belirsizliğine rağmen yaşamaktır. Otantik bir ilişki yaşamak da aynı şekilde riskleri göze alarak o aşkı yaşamak ama bunu yaparken de ilişkilerde etken bir rol almaktır. İlişkide üzerimize düşen sorumluluğa sahip çıkmak, iletişime açık olmak ve karşımızdakini nesne değil özne konumuna koymak ötekiyle olan farklılıkları kabullenebilmektir.

Özetle varoluşçu bir tutuma sahip olmak kişinin kendinde ve ilişkilerinde daha çok derinlik yaşayabilmesi demektir. Kişi, kendine yaklaştıkça ve kendi hayatının sorumluluğunu aldıkça ilişkilerinde de bunu sağlayabilecektir. Seçimleri yapan kişinin kendisi olduğunu, kontrolün dışarıda değil kendinde olduğunu fark etmesi ise kişiyi özgürleştirecektir.

Kaynakça:

Fromm, E. (1995). Sevme Sanatı. (Y. Salman, Çev.). Payel Yayınevi. (10. baskı). (Orijinal eserin yayın tarihi, 1967)

Geçtan E. (2016). İnsan Olmak. Metis Yayıncılık. (14. baskı).

May, R. (2013). Özgürlük ve Kader. (A. Babaoğlu, Çev.). Okuyanus Yayınevi. (2. baskı). (Orijinal eserin yayın tarihi, 1981)

Yalom, I.D. (2018). Varoluşçu Psikoterapi. (Z. Babayiğit, Çev.). Pegasus Yayınları. (1. baskı). (Orijinal eserin yayın tarihi, 1980).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Orestes ve Oidipus

Andre Green International Review of Psycho-Analysis 2:355-364 (1975)

“Masumiyetin Son Günleri” Romanı Üzerine Psikanalitik Bir Bakış: Var Olmanın Yolu Yıkım Mı?

Yalnızlık alıp karşına kendini,öteki kendilerinle konuşmaktır.Bakışmaktır, öteki kendilerinle;dövüşmektir.Kimi zaman da, öldürmektirİçlerinden sana en çok benzeyeni,benzemiyor diye.Yalnızlık...

Yetki, Beden, İrade, Sistem, Arzu, Arıza ve Koronavirüs

Marx ve Engels'in Komünist Parti Manifestosu'nda (1848) dile getirdiği enternasyonal komünist ideal, şu sözlerle özetlenir: “Dünyanın işçileri...

Lacan Soruyor: “Yorumun Yeri Nedir?”

Lacan, Ecrits içinde bulunan Tedavinin Yönü ve Gücünün İlkeleri adlı makalesinin 2. bölümünde bu soruyu sorar. Bu...

Histerik ve Obsesyonel Nevrozlarda Dürtüsellik ve Saldırganlık

Nevroz kuramına göre cinsel olgunluğun henüz tamamlanmadığı, pregenital dönem içinde meydana gelen erken uyarılmaların bastırılması sonucunda nevrotik...

Aşk

Biz insanlar, varlığımızı sürdürmek için bir diğerine ihtiyaç duyarız. Ötekiyle kurduğumuz ilişkilerde doğar, büyür ve gelişiriz. Birbirimizle...

Otizme Bela Grunberger’in Narsisizm Görüşleri Çerçevesinde Bir Bakış

Otizm, başlangıç olarak Leo Karner tarafından 1943 yılında “Erken Çocukluk Otizmi” olarak tanımlanmıştır. Mahler’e göre doğum gerçekleştiğinde...

“Ne Seninle Ne Sensiz” Romantik İlişkilerde Bağımlılık

Bağımlılık denildiğinde akıllara yalnızca “maddelere olan bağımlılık” gelmektedir; fakat bağımlılık kavramı yalnızca “madde” ile sınırlı değildir.  İnsan,...