Salı, Kasım 10, 2020

Yoğunlaşmış İçsel Gerilimin Yüceltme ile Dışsallaştırılması: Saramago’nun Paranoyası “Körlük”

-

Bir yazar, kalemini eline aldığında düşlemini kâğıda döker. Düşlemi her neyse yazar, çizer, okur, tekrar okur ve yazmaya devam eder. Kendi düşlemini bir kurgu ile bütünleştirir, kelimeleriyle yeni bir şey ortaya koyar. Eyleme döktüğü şey semptomunu yüceltmek olabilir. Mesela kötülük göreceğine dair paranoyasını ince işlenmiş bir kurgu ile okuyucuya sunabilir. Yazarın burada yaptığı şey, aslında kötü ve kötülük ile yazarak baş etmeye çalışmaktır.

Bu makalede öncelikle paranoid kişilik yapılanmasına sahip kişilerin klinik görünümü ve bu yapılanmanın nasıl böyle bir görüngüye kavuştuğu açıklanacaktır. Daha sonra, yazar José Saramago (2015)’ya ait “Körlük” romanı verilen kuramsal bilgiler ışığında analiz edilecektir.

Paranoid Kişilik Yapılanması

Paranoid kişilik yapılanmasına sahip kişi titiz bir araştırmacı gibidir; gözlemler, sorgular, bağlantı kurar. Büyük resme bakarken küçük ayrıntıları seçebilir, bu ayrıntılar ışığında yorumlarını tekrar yapılandırır. Kimi zaman ise araştırmacının eylemleri amacına uygun olmamaya başlar. Artık araştırmacının amacı doğru bilgiye ulaşmak değil, kendi savını desteklemektir. Bu noktada durum sadece bir kişilik yapılanması olmaktan öteye geçer.

Paranoid kişilik yapılanmasının bir bozukluğa doğru gittiği bireyleri kabaca tarif edecek olursak; bu kişiler kolay kolay kimseye güvenmezler, çevrelerindeki olay ve durumlara şüpheci yaklaşırlar. Bu onları her zaman tetikte olma hâline götürür. Gördükleri kötülükleri akıllarından çıkarmazlar, bu yolda intikam almayı düşünebilirler, tedbirli davranırlar (Köroğlu, 2016). Savlarından vazgeçmeyen, antitezleri çürüten, sabit fikirli kimselerdir. Çevrede kötü niyetli kimseler olduğundan onlar hep mağdur olurlar, bu mağduriyetlerinden kaynaklanan sonuçların meşru görülmesini bekleyebilirler. Kimi zaman da eşlerinin sadakatinden şüphe duyabilirler (Millon, 2017). Genel olarak, bu kişiler şüphe eden ve delil toplayan kimselerdir.

Akhtar (1990), paranoid kişilik bozukluğu olan bireylerin kişilik özelliklerini benlik algısı, kişiler arası ilişkiler, sosyal uyum, sevgi-cinsellik, ahlak-norm-düşünce ve bilişsel stiller olmak üzere gruplandırmıştır. Bu altı grubun her birinde paranoid kişilik yapılanmasına sahip bir bireyin, dışarıdan gözlemlenerek fark edilebilecek ve daha derin sorgulamalar ile anlaşılabilecek yanları bulunur. Bu kişiler; çevre tarafından kibirli, kendini beğenmiş ve başkalarını küçümseyen bireyler olarak değerlendirilebilir. Ancak korku, şüphe, suçluluk ve haset içinde bireyler olabilirler. Kişiler arası ilişkilerde espriden yoksun, soğuk, suçlayıcı ve güvensiz bireyler olarak yorumlanabilirler. Bu bireyler; sevilmekten kaçan, bağlılıktan hoşlanmayan ve intikam almak isteyen kişiler olabilirler. Sosyal uyum açısından değerlendirildiklerinde bireysel çalışmalarda başarılı ancak grup içinde problem yaşayabilen ve sınırlı sayıda arkadaşa sahip kişiler olabilirler.

Sevgi-cinsellik bağlamında romantik ilişkileri yokmuş gibi görünen, cinsel imalardan hoşlanmayan bireyler olabilirler. Ancak cinsel beceriler konusunda kaygı, erotomani (Karşı cinsten kişilerin kendisinden hoşlandığına dair sanrılar taşımak.) ve sadomazoşistik sapkınlıkları olabilir. Ayrıca paranoid kişilik yapılanmasına sahip bireyler gizil homoseksüel olabilirler. Ahlak-norm-düşünce açısından değerlendirildiklerinde ahlakçı ve dindar kimseler olabilirler. Ancak kendilerine has ahlak sistemleri olan, amaçları doğrultusunda yalan söyleyebilen, sosyopatik eğilimleri olan bireyler olabilirler (Sosyopati teriminin yerini günümüzde “antisosyal davranış” terimi almıştır). Paranoid kişilik yapılanmasına sahip bireylerin bilişsel stilleri incelendiğinde ise keskin bir dikkate sahip, aşırı derecede tetikte olan, yanlı düşüncelerini destekleyici ipuçları toplayan kişiler olduğu görülmektedir. Ancak büyük resmi görmekte zorluk yaşayabilirler. Kişisel yanlılıklar içeren geçmiş yaşantıları kolayca hatırlayabilirler (Akhtar, 1990).

Bu şekilde bir klinik görünüme sahip olan paranoid kişilik yapılanmasında koruyucu ve sürdürücü faktör, kullanılan savunma mekanizmasıdır. Bu yapılanmaya sahip kişiler, yansıtma savunma mekanizmasını sıkça kullanırlar. Yansıtma ilkel savunmalardandır ve kendilik ile dış dünya arasında bir yitim barındırır (McWilliams, 2017). Kendiliğin nerede bittiği ve ötekinin nerede belirdiği ayırt edilemediğinden bir geçirgenlik söz konusudur. Bu nedenle kişi kendisinde olanı dışarıya atar. Mesela eşinin kendisini aldattığına dair paranoyası olan bir kadın, kendi arzusunu dış dünyadan bir nesneye (eşine) yansıtır. Kendisi ile eşi arasında bir sınır ihlali olduğundan aslında kendisine ait arzuyu eşine atar: “Bu benim arzum değil, senin arzun.” der.

Shapiro (2017), paranoid kişilik yapılanmasını yansıtma öncesi ve yansıtma olmak üzere iki aşamalı bir yaklaşımla açıklamıştır. Yansıtma öncesi aşamada bireyi tehdit eden içsel bir gerilim vardır. Bu gerilim, reddedilen bir itki ya da rahatsız edici bir duygulanım olabilir. İçsel gerilimin artarak yoğunlaşmasıyla kaygı ve hassasiyet duygusu ortaya çıkar. Birey, bu yoğunlaşmış içsel gerilim ile baş edebilmek için savunmacı bir yanıt verir. Bundan sonra ikinci aşama olan yansıtma başlar. Birey, savunmacı içsel gerilimini verdiği yanıt ile yeni bir dış nesneye dönüştürür. Yansıtmanın yapıldığı ve ilişkinin sürdürüldüğü dış nesne, gerilim ve tehdidin dönüştürülmüş ve dışsallaştırılmış hâlidir. Bu yansıtma ile birey hem tehdit eden gerilimi boşaltır hem de benliğinden uzaklaştırır. İstenmeyen itki ya da duygulanım artık ona ait bir şey değildir; başkasınındır, başkasının kabahatidir. Unutmamalıyız ki savunmacı yanıt ile yansıtmanın yapıldığı nesne arasında dinamik bir ilişki vardır. Birey, nesnesine yansıtma yaptıktan sonra onunla ilişkisine devam eder. Bu ilişki aracılığıyla içsel bir rahatlama yaşar.

Bu bölümde aktarılan kuramsal bilgilerin ışığında, bu bölümü takip eden bölümde “Körlük” romanı incelenecektir. Romanın kurgusu içinde her bir karakterin korkularını, kaygılarını görebiliriz. Ancak bunlar olay örgüsünün şartları gereği anormal olmayan şeylerdir. Bu sebeple kitap, bütünü ve yazarıyla ele alınacaktır. Kalemini eline alıp bu kadar kötülüğün olduğu bir roman kurgulamış olan yazarın; kitapta ne yazdığına, kitabı nasıl ve neden yazdığına cevap aranacaktır.

“Körlük” Romanının Analizi

Saramago, bu kitabında bir paranoyayı işler. Yazarın paranoyası dışarıda kötülüklerle dolu bir dünyanın var olmasıdır. O kadar kötülükle dolu bir dünyadır ki adeta insanı insanlıktan çıkarır. “Nasıl?” diye bakacak olursak düzenli beslenme, boşaltım, temizlik gibi temel ihtiyaçların olağan şekilde karşılanamadığını görüyoruz. Görme yetisinin bir anda kaybedilmesi, günün her anının beyazlar içinde olması ve saat bilgisinin yokluğu biyolojik saatin dengesinin bozulmasına sebep olur. Bunlar da uyku problemlerine yol açar.

Bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılayamamasının yanında, duyuları ile felaketi algıladıklarını görüyoruz. Görme duyusunu kaybeden bu insanlar, açık bir şekilde koku ve tatma duyuları aracılığıyla kötüyü deneyimlerler. Hijyen problemlerininden ve ölülerin gömülememesinden dolayı çevrede kötü koku vardır, yeterli miktarda ve bozulmamış yemek bulabilmek çok zor olduğundan hoş tatlar almak mümkün değildir. Bireyler, nesneleri ararken ya da tanımaya çalışırken dokunma duyularını kullanırlar ve yer-yön bulmak için de dokunarak ilerlemek zorundadırlar. Tüm duyular arasında en gelişmiş olan, gelişmek zorunda kalmış olan işitme duyusudur. İşitme duyusu aracılığıyla bireyler tehlikeyi duyabilir. Yani bireylerin tüm duyuları ve temel ihtiyaçlarıyla kötüyü deneyimlediklerini görüyoruz.

Mekânları incelediğimizde tıpkı bir cezaevi gibi hastane bahçesini saran duvarların ardında silahlı güçler vardır. Göremeyen bu insanların kaçma girişimlerine karşı “Vurun!” emri verilmiştir, bazen de keyfî olarak bu kişilerin öldürüldüğünü görüyoruz. Yani hastalar her zaman ölümle burun burunalar. Bunun dışında hastane içinde zorbalar, yemek yiyebilmek için hastalardan haraç alıyorlar ve kadınlara tecavüz ediyorlar. Tüm bunlara baktığımızda konforlu ve güvenli bir çevrenin yitirildiğini görüyoruz.

Özetle yazar, karakterlerini tüm duyuları ve temel ihtiyaçlarıyla sefalet içine hapseder. Biyolojik olarak yaşanacak iyi bir dünya ve güvenli bir alan yoktur. Diğer yandan bireyler travmanın içinden geçiyorlar. Gözleri görmeyen insanların bir akıl hastanesine kapatılması bireylerin ruh sağlığına yapılmış başka bir saldırıdır. Sadece hayatta kalabilmek için düşük düzeyde iletişim kurabiliyorlar. Yani kitapta bireyler biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak kötü bir dünyadadır. Şimdi, bu kötü dünyayı kuramsal bilgiler ışığında inceleyelim.

Bilişsel yaklaşıma göre paranoid kişilik yapılanmasına sahip kişiler şüpheci bireylerdir. Onları patolojiye götüren algıları değil, yorumlamalarıdır. Titizlikle dikkat eder ve buldukları ile şüphelerini pekiştirirler. Ancak bu kişilerin arayışları hiçbir zaman bitmez çünkü aslında gerçekliği olmayan bir şüphenin peşinden giderler (Millon, 2017). Kitapta da kötülüklerin her zaman birbirini takip ettiğini görüyoruz. Körlük salgını, kimliklerin kaybedilmesi, açlık, hijyen problemleri, ölümler, salgın hastalıklar, zorbalık ve istilalar birbirini takip eden kötülüklerdir. Aslında bu kötülükler, yazarın simgesel boyuttaki şüpheleridir. Paranoid kişilikte gördüğümüz giderek artan şüpheleri, kitapta giderek kötüleşen dünya olarak görüyoruz. Paranoid kişilik nasıl ipuçları arıyor ve şüphelerini pekiştiriyorsa kitapta da kötülüklerin artarak devam etmesi kötü dünya inancını pekiştirir.

Paranoid kişilikte gördüğümüz dikkatli gözlem yapma edimini, kitapta bir kadın karakter aracılığıyla görüyoruz. Bu kadın; herkes körlük salgınına yakalanırken her şeyi gören tek kişidir. Her zaman dikkatlidir, tetiktedir, gizlenir ve önlem alır. Çevresi tarafından gözlerinin gördüğü anlaşılırsa zarar görebileceğine ve sömürüleceğine inanır. İşte bu kadın, yazarın paranoyasının bilişsel boyutudur. Hiç kimse bu kötü dünyayı göremezken o görüyordur. Yapanların bile görmediği ama onun gördüğü kötülükler vardır. Böylece önlem alabiliyor, kendisini ve sevdiklerini koruyabiliyor. Paranoid kişilikte olan biri de böyle yapmaz mı? Dikkat eder, kimsenin göremediğini görür, gördüklerine göre önlem alır. Bu, paranoyanın bilişsel temsilidir.

Körlük başlayınca bireylerin kendilerini karanlıklar içinde değil de beyazlar içinde bulması da dikkate değerdir. Normal şartlarda görme yetisinin kaybını, “dünyanın kararması” olarak tarif ederiz. Ancak yazar, burada bu algıyı çarpıtılmış bir yoruma çevirir ve kişilerini beyazlar içine hapseder.

Görüyoruz ki “Körlük” romanının kurgusu, paranoid kişilik yapılanmasına dair birçok bileşen barındırıyor. Bu bileşenler tek tek Saramago tarafından seçilmiştir. Başka birçok şey yazabilecekken özellikle bu kurguyu yazmış olması yazarın yansıtmasıdır. Kendilik ile nesne arasındaki yitirilmiş sınır, yazarın bilinç dışındakini kitabına itmesine sebep olur.

Bu kadar kötülük ile dolu bir dünya kurgulamış yazarın mutlaka içsel bir gerilimi vardır (Shapiro, 2017). Gerilim arttıkça yazarda kötülüğe karşı yoğunlaşmış kaygı ve hassasiyet duygusu meydana gelir, yazar dikkat eder. Kaygının ve hassasiyetin artarak devam etmesi yazarın ruhsallığı için tehdittir ve yazarı savunmacı bir cevap vermeye iter. Saramago, savunmacı cevabını kalemi ile iletir. Yazarak yani süblime ederek (yücelterek) savunmacı bir cevap verir. Kendi kaygısından, tehditlere karşı hassas oluşundan ve yazarlara ait gözlem (dikkat) gücünden yararlanarak yazar. Yani içsel gerilimini yazılarına yansıtır. Yazıları ile arasındaki sürekli ve dinamik ilişkisiyle romanı ortaya çıkar.

Sonuç

Bu makalede, 1998 yılında Nobel Edebiyat Ödülü almış yazar José Saramago’nun “Körlük” romanı incelenmiştir. Kitabın kurgusunda kötülük, tehdit, şüphecilik ve zarar görmelerin baskın oluşu paranoid kişilik yapılanmasına dair ipuçlarıdır. Bu kişilik yapılanmasına sahip bir birey, içsel gerilimini dışarıdaki bir nesneye yansıtır (Shapiro, 2017). Saramago ise dışsal bir nesne olarak kitabına yansıtmıştır.

Kurgunun tamamı yazarın paranoyasından oluşur. Kadın karakter aracılığıyla paranoyanın bilişsel boyutunu görebiliriz. İnsanların beyaz körlük salgınına yakalanması paranoyada görülen çarpıtılmış algıya örnektir. Birbirini takip eden kötü şeylerin gerçekleşiyor oluşu ise paranoyada görülen şüphelerin pekişerek devam etmesidir. Yani “Körlük” romanında paranoid kişilik yapılanmasının temsilini görüyoruz. Ancak bu temsiller simgesel düzeydedir. Bu simgesel temsillerin varlığı yazarın yansıtmasıdır.

Yazar, “Körlük” romanında kurgulamış olduğu kötü dünya aracılığıyla kendi yoğunlaşmış içsel gerilimini yüceltir. Günümüzde çok popüler olan bu kitap ile yüceltme amacına ulaşır. Yazar, hem içsel gerilimini boşaltır hem de bunu toplumun hışmına uğramadan yapar.

Kaynakça:

Akhtar, S. (1990). Paranoid personality disorder: A synthesis of developmental, dynamic, and descriptive features. American Journal of Psychotherapy44(1), 5-25.

Köroğlu, E. (2016). Klinik psikopatoloji. HYB Yayıncılık.

McWilliams, N. (2017). Psikanalitik tanı klinik süreç içinde kişilik yapısını anlamak. (E. Kalem, Çev.), (6th ed.).  İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. (Orijinal eserin yayın tarihi 1994).

Millon, T., Grossman, S., Millon, C., Meagher, S. ve  Ramnath, R. (2017). Modern yaşamda kişilik bozuklukları. (E. O. Gezmiş, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eserin yayın tarihi 2000).

Saramago, J. (2015). Körlük. (I. Ergüden, Çev.). Kırmızı Kedi Yayınevi. (Orijinal eserin yayın tarihi 1995).

Shapiro, D. (2017). Nevrotik tarzlar. (Ş. Layıkel, Çev.). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. (Orijinal eserin yayın tarihi 1999).

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Son yazılar

Orestes ve Oidipus

Andre Green International Review of Psycho-Analysis 2:355-364 (1975)

“Masumiyetin Son Günleri” Romanı Üzerine Psikanalitik Bir Bakış: Var Olmanın Yolu Yıkım Mı?

Yalnızlık alıp karşına kendini,öteki kendilerinle konuşmaktır.Bakışmaktır, öteki kendilerinle;dövüşmektir.Kimi zaman da, öldürmektirİçlerinden sana en çok benzeyeni,benzemiyor diye.Yalnızlık...

Yetki, Beden, İrade, Sistem, Arzu, Arıza ve Koronavirüs

Marx ve Engels'in Komünist Parti Manifestosu'nda (1848) dile getirdiği enternasyonal komünist ideal, şu sözlerle özetlenir: “Dünyanın işçileri...

Lacan Soruyor: “Yorumun Yeri Nedir?”

Lacan, Ecrits içinde bulunan Tedavinin Yönü ve Gücünün İlkeleri adlı makalesinin 2. bölümünde bu soruyu sorar. Bu...

Histerik ve Obsesyonel Nevrozlarda Dürtüsellik ve Saldırganlık

Nevroz kuramına göre cinsel olgunluğun henüz tamamlanmadığı, pregenital dönem içinde meydana gelen erken uyarılmaların bastırılması sonucunda nevrotik...

Aşk

Biz insanlar, varlığımızı sürdürmek için bir diğerine ihtiyaç duyarız. Ötekiyle kurduğumuz ilişkilerde doğar, büyür ve gelişiriz. Birbirimizle...

Otizme Bela Grunberger’in Narsisizm Görüşleri Çerçevesinde Bir Bakış

Otizm, başlangıç olarak Leo Karner tarafından 1943 yılında “Erken Çocukluk Otizmi” olarak tanımlanmıştır. Mahler’e göre doğum gerçekleştiğinde...

“Ne Seninle Ne Sensiz” Romantik İlişkilerde Bağımlılık

Bağımlılık denildiğinde akıllara yalnızca “maddelere olan bağımlılık” gelmektedir; fakat bağımlılık kavramı yalnızca “madde” ile sınırlı değildir.  İnsan,...